<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1565371909800370748</id><updated>2011-10-21T21:38:34.443-07:00</updated><title type='text'>....</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://morbalik.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1565371909800370748/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://morbalik.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>uçan balon</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04119519473294921548</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RzfjRCEL1pk/TO1xCo3m__I/AAAAAAAAACU/ZeY5run6g5M/S220/Photo1817.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>9</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1565371909800370748.post-6672864861712257256</id><published>2011-01-21T07:47:00.000-08:00</published><updated>2011-01-21T07:47:04.151-08:00</updated><title type='text'>Üstat OSHO Olgunlaşmış Aşk......</title><content type='html'>&lt;span class="dropcap"&gt;&lt;/span&gt;Ve bunun nedeni de  meditasyonun aydınlanmayı, senin çiçeklenmeni, varlığının nihai  ifadesini getirmesidir; daha fazla neye ihtiyaç duyarsın? Birey söz  konusu olduğunda meditasyon yeterlidir. Buda'nın büyüklüğü ise  meditasyona başlamadan önce dahi sevgiyi sana tanıştırmış olmasındadır.  Daha sevecen, daha nazik, daha şefkatli olmalısın.  Bunun ardında gizli  bir bilim yatıyor. şayet aydınlanmadan önce sevgi ile dolu bir kalbin  olursa, meditasyondan sonra senin eriştiğin aynı güzelliğe, aynı yüksek  duygulara, aynı kutlamaya başkalarının da erişebilmesi için yardım etmen  mümkün olacaktır. Gautam Buda aydınlanmanın  bulaşıcı bir hale  gelmesini mümkün kılar.  Ancak kişi eve varmış olduğunu hissederse niçin  başka birisini umursasın? Buda ilk kez aydınlanmayı bencilce bir şey  olmaktan çıkartmıştır; o bunu bir sosyal sorumluluğa dönüştürmüştür. Bu,  perspektifteki çok büyük bir değişikliktir. Ancak, sevgi aydınlanmadan  önce öğrenilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;  &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;O önceden öğrenilmezse, o zaman  aydınlanmadan sonra öğrenilecek bir şey yoktur. Kişi bir kez kendisinin  içinde sonsuz mutlu olduğunda, o zaman sevgi bile kişinin keyfini  engelliyormuş, kişinin sonsuz mutluluğu için bir tür engelmiş gibi  görünür. Bu nedenle yüzlerce aydınlanmış insan olmasına rağmen çok az  usta vardır. Bir usta olmak demek muazzam düzeyde sevgiye sahipsin  demektir ve sen aydınlanmanın mümkün kıldığı bu güzel hallerin  içerisinde tek başına yol almaktan utanırsın. Kör olan, karanlıkta  yolunu bulmaya çalışan insanlara yardım etmek istersin. Onlara yardım  etmek rahatsızlık değil, bir keyif halini alır. Aslında etrafında pek  çok insanın çiçekler açması sonsuz mutluluğu daha da zenginleştirir. Sen  başka hiçbir ağacın çiçeklenmediği bir ormanda tek açan, yalnız bir  ağaç değilsindir. Tüm orman da seninle birlikte çiçek açtığında keyif  binlerce kez daha çoğalır: Aydınlanmanı dünyaya bir devrim getirmek için  kullanmışsındır.   Gautam Buda sadece aydınlanmamıştır, o bir  devrimcidir de. Onun dünyaya, insanlara olan ilgisi muazzamdır. O  müritlerine, meditasyon yaptığınızda ve dinginlik, sessizlik hissettiği-  nizde; varlığınızın içinde derin bir sevinç kıpırdanmaya başladığında  buna tutunmayın, onu tüm dünyaya verin, diye öğretirdi. Ve endişelenme  çünkü onu ne kadar çok verirsen, onu elde etme yeteneğin de o kadar  artacaktır. Verme davranışının, vermenin senden herhangi bir şey  götürmediğini; tam tersine, bunun senin tecrübelerini çoğalttığını bir  kez anladığında, muazzam bir öneme sahip olur. Ancak hiçbir zaman  sevgiyle dolu olmamış bir kişi vermenin sırrını bilmez, paylaşmanın  sırrını bilmez.  Bir gün Buda'nın müritlerinden birisi olan sıradan bir  adam - o bir sannyasin değildi ama Gautam Buda'ya kendisini son derece  adamıştı - şöyle dedi: "Bunu yapacağım ... ama sadece tek bir istisna  yapmak istiyorum. Tüm neşemi ve tüm meditasyonumu ve tüm manevi  hazinelerimi bütün dünyaya vereceğim; komşum dışında. Çünkü bu adam  gerçekten iğrenç."   Komşular her zaman düşmandır. Gautam Buda, ona  şöyle demiştir: "O halde tüm dünyayı unut, sen sadece komşuna ver."   Adamın aklı karışmıştı: "Ne diyorsunuz?"   Buda, "şayet komşuna  verebiliyorsan, sadece o zaman insanlara karşı sahip olduğun bu çözümsüz  davranıştan özgürleşebileceksin," dedi.   Sevgi temelde insanların  zaaflarını, onların zayıf yönlerini kabul etmektir, onların tanrılar  gibi davranmalarını beklememektir. Bu beklenti merhametsizliktir çünkü  onlar tanrılar gibi davranamayacaktır ve o zaman sen önyargılarının  içine düşeceksin. Ve onlar da kendi özsaygılarını yitirecekler.  Tehlikeli bir şekilde onları sakatlamışsındır, onurlarını zedelemiş-  sindir.   Sevginin temellerinden birisi herkese değer vermektir, senin  başına gelen şeyin onların da başına gelebileceğini herkesin fark  etmesini sağlamaktır. Hiç kimse umutsuz bir vaka değildir, hiç kimse  değersiz değildir; aydınlanma hak edilmesi gereken bir şey değildir, o  senin kendi doğanın ta kendisidir.   Ancak bu sözler aydınlanmış kişiden  gelmelidir. Sadece o zaman onlar güven yaratır. Eğer onlar  aydınlanmamış din bilginlerinden gelirse güven yaratamaz. Aydınlanmış  insan tarafından söylenen sözcük nefes almaya başlar, kendine ait kalp  atışları oluşur. O canlanır, o doğrudan senin kalbine girer; o  entelektüel bir jimnastik değildir. Ancak, din bilgini ile bu farklı bir  şeydir. Onun kendisi dahi neden bahsettiği, ne yazmakta olduğu  konusunda emin değildir. O da seninle aynı emin olmama halinin  içindedir.  Gautam Buda, bilincin evrimindeki mihenk taşlarından  birisidir. Onun katkısı çok büyüktür, ölçülemez. Ve onun katkısı  içerisinde sevgi düşüncesi en yaşamsal olanlarından birisidir. Fakat  hatırlaman gerekir ki sevecen olarak daha yükseğe çıkamazsın; aksi  takdirde her şeyi mahvedersin. Bu bir ego oyununa dönüşür. şefkatli  olurken diğer kişiyi aşağılamaman gerektiğini hatırla; aksi takdirde sen  şefkatli olmazsın. Sözcüklerin ardında onların aşağılanmasından zevk  duyuyorsundur.   Sevginin anlaşılması gerekir. Çünkü o olgunlaşmış  aşktır. Sıradan aşk çok çocukçadır, o yeni yetmeler için iyi bir  oyundur. Ne kadar hızla onun dışına çıkabilirsen o kadar iyidir çünkü  senin aşkın kör bir biyolojik güçtür. Onun, senin manevi gelişiminle  hiçbir alakası yoktur. Bu yüzden tüm aşk ilişkileri garip bir şeye  dönüşür, çok acı bir hal alır. Son derece cazip, son derece heyecan  verici, son derece meydan okuyucu olan, uğrunda ölebileceğin şey...  şimdi, yine ölebilirsin fakat onun için değil, ondan kurtulmak için!    Aşk kör bir güçtür. Başarılı olan aşıklar asla sevgililerini elde  edememiş olanlardır. Tüm büyük aşk hikayeleri; Leyla ve Mecnun, Ferhat  ile şirin, Soni ve Mahival; bunlar, Romeo ve Juliet ile kıyaslanabilecek  olan Doğu'nun üç  büyük aşk hikayesidir. Ancak tüm bu büyük aşıklar  kavuşamazlar. Toplum, anne babalar, her şey bir engele dönüşür. Ve  kanımca bu iyi de olmuştur. Çşıklar bir kez evlendiğinde, o zaman geriye  bir aşk hikayesi kalmaz.   Mecnun asla Leyla'yı kollarına alamadığı  için şanslıydı. İki kör kuvvet bir araya geldiğinde ne olur? Her ikisi  de kör ve bilinçsiz olduğu için sonuç büyük bir ahenk olamaz. Sonuç  sadece hükmetme, aşağılama; her türden çatışma için bir savaş hali  olabilir.   Ancak, tutku tetikte ve uyanık hale geldiğinde aşkın tüm  enerjisi arınır; o sevgiye dönüşür. Aşk her zaman için bir kişiye  yönelir ve onun en derindeki arzusu kişiye sahip olmaktır. Aynı şey  diğer taraf için de geçerlidir. Ve bu her iki insan için de cehennem  yaratır.   Sevgi hiç kimseye yönelmez. O bir ilişki değildir, o basitçe  senin varlığının kendisidir. Sen ağaçlara, kuşlara, hayvanlara,  insanlara; herkese koşulsuzca, karşılığında bir şey istemeden sevgi dolu  olmaktan keyif alırsın. Sevgi kör biyolojiden özgürleşmektir.    Aydınlanmadan önce aşk enerjinin bastırılmadığı hususunda uyanık kalman  gereklidir. Eski dinlerin yapmakta oldukları şey budur: Onlar aşkın  biyolojik olarak ifade edilmesini kötülemeyi sana öğretirler. Böylelikle  sen aşk enerjini bastırırsın ... ve bu enerji sevgiye dönüşecek olan  enerjidir.   Kötüleyerek dönüşüm olasılığı kalmaz. Bu yüzden senin  azizlerin kesinlikle hiç sevgiye sahip değiller; onların gözlerinde  hiçbir sevgi göremeyeceksin. Onlar içlerinde hiç öz sıvısı olmayan  iskeletlerdir. Bir azizle yirmi dört saat yaşamak cehennemin nasıl bir  şey olduğunu tecrübe etmek için yeterlidir. Belki de insanlar bu  gerçeğin farkındadır, bu yüzden onlar azizlerin ayaklarına dokunurlar ve  hemen uzaklaşıp giderler.   Çağımızın büyük filozoflarından birisi olan  Bertrand Russell anlayışlı bir şekilde şöyle ifade etmişti: "Eğer bir  cehennem ve cennet varsa ben cehenneme gitmek istiyorum." Niçin? Sırf  azizlerden uzak durmak için çünkü cennet tüm bu ölü, donuk, tozlanmış  azizlerle dolu olacaktır. Ve Bertrand Russell, "Bu arkadaşlığa bir  dakika bile dayanamazdım. Ve ebediyeti geçirmek, sonsuza kadar aşkın ne  olduğunu bilmeyen, arkadaşlığın ne olduğunu bilmeyen, hiç tatile  çıkmayan bu cesetlerle çevrelenmek...!?" diye düşünür.  Bir aziz  haftanın yedi günü aziz kalır. Onun hiç olmazsa bir günlüğüne, Pazar  günü, insan olmanın tadını çıkarmasına izin yoktur. Hayır, o kasılmış  olarak kalır ve katılık zamanla büyümeye devam eder.   Bertand  Russell'ın cehennemde kalma kararını çok takdir ediyorum çünkü onun,  bununla ne demek istediğini anlıyorum. Onun dediği şey, dünyadaki tüm  renkli insanları - şairleri, ressamları, asi ruhları, bilim adamlarını,  yaratıcı insanları, dansçıları, aktörleri, şarkıcıları, müzisyenleri -  cehennemde bulacağındır. Cehennem gerçekten de cennet olmalı çünkü  cennet cehennemden başka bir şey değil.  Her şey son derece tersine  gitmiştir ve yanlış gitmesinin temel nedeni aşk enerjisinin bastırılmış  olmasıdır. Gautam Buda'nın katkısı şudur: "Aşk enerjini bastırma. Onu  zarifleştir ve bunu yapabilmek için de meditasyonu kullan."  Bu yüzden,  yavaş yavaş meditasyon geliştikçe aşk enerjini zarif hale sokar ve onu  sevgiye dönüştürür. O zaman, meditasyonun en yüksek zirvesine erişmeden  ve aydınlanmanın güzel deneyimi halinde infilak etmeden önce sevgi çok  yakında olacaktır.   Aydınlanmış kişi için sevginin kökleri aracılığıyla  enerjilerinin, onları almaya hazır olan herhangi birisine akmasına izin  vermek - ki artık o dünyanın tüm enerjisine sahiptir - mümkün hale  gelecektir. Sadece bu türden bir kimse bir ustadır.  Aydınlanmak  basittir ama bir usta haline gelmek çok karmaşık bir olgudur çünkü o  meditasyon artı sevgiye ihtiyaç duyar. Sadece meditasyon kolaydır,  sadece sevgi kolaydır ama ikisinin beraber, aynı anda gelişmesi karmaşık  bir iştir.  Ancak, sevgi hissetmediği için tecrübelerini paylaşmayan  ama aydınlanmış insanların, yeryüzündeki bilinçliliğin gelişimine bir  yardımı olmaz. Onlar insanlığın seviyesini yükseltmezler. Sadece ustalar  bilinci yükseltmeye muktedirdirler. Sahip olduğun küçücük bilinçliliğin  bile tüm kredisi, aydınlanmalarından sonra dahi sevgi dolu kalmayı  başarmış olan birkaç ustaya aittir.   Anlaman zor olacak ... ancak  aydınlanma öylesine seni içine çeker ki tüm dünyayı unutmaya  meyledersin. Kişi o kadar çok tatmin içerisindedir ki, bilerek ya da  bilmeyerek, doğru bir şekilde yahut yanlış bir biçimde, aynı tecrübe  için can atan milyonları düşünmeye hiç hali yoktur. Sevgi mevcut olarak  kaldığında, o zaman bu insanları unutmak olanaksızdır. Aslında, vermek  için, paylaşmak için bir şeye sahip olduğun an budur. Ve paylaşmak  öylesine büyük bir keyiftir ki. Sevgi sayesinde, zamanla ne kadar çok  paylaşırsan o kadar çoğuna sahip olduğunu öğrenmiştin. Aydınlanmanı da  paylaşırsan daha da çok zenginliğe sahip olacaksın, aydınlanman çok daha  fazla canlı, çok daha fazla kutlu, çok daha fazla boyuta sahip olacak.   Aydınlanma tek boyutlu olabilir; bu pek çok insanın başına gelmiştir.  O, onları tatmin eder ve onlar evrensel kaynağın içinde kaybolurlar.  Ancak aydınlanma çok boyutlu olabilir, o dünyaya pek çok sayıda çiçek  getirebilir. Ve sen dünyaya bir şeyler borçlusun çünkü bu dünyanın kızı  yahut oğlusun.  Zerdüşt'ün bir sözünü anımsadım: "Asla yeryüzüne ihanet  etme. En ihtişamlı anında  bile yeryüzünü unutma; o senin annendir. Ve  insanları unutma. Onların engelleri olabilir, onlar senin düşmanların  olabilir. Onlar seni pek çok şekilde mahvetmeye çalışmış olabilir; onlar  seni çoktan çarmıha germiş olabilir; seni ölümüne taşa tutmuş, yahut  seni hapsetmiş olabilirler fakat sen onları unutma. Her ne yaptılarsa  bilinçsiz bir halde yaptılar. Onları affedemezsen, kim onları affedecek?  Ve senin onları affetmen, seni kıyaslanamaz bir şekilde  zenginleştirecektir."  Sevginin karşısında olan hiçbir şeye destek  vermemek için dikkatli ol. Kıskançlık, rekabet, tahakküm etme çabası;  bunların tümü sevginin karşısındadır. Ve hemen bileceksin çünkü sevgin  sarsıntı geçirecek. Sevginin sarsıldığını hissettiğin an, onun  karşısında olan bir şey yaptığını bileceksin. Sevgini, sana kaygı,  keder, çatışma dışında bir şey vaat etmeyen ve muazzam derecede değerli  bir hayatı çarçur edecek aptalca şeylerle zehirlemeyeceksin.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Üstat Osho Aşkla... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1565371909800370748-6672864861712257256?l=morbalik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1565371909800370748/posts/default/6672864861712257256'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1565371909800370748/posts/default/6672864861712257256'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://morbalik.blogspot.com/2011/01/ustat-osho-olgunlasms-ask.html' title='Üstat OSHO Olgunlaşmış Aşk......'/><author><name>uçan balon</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04119519473294921548</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RzfjRCEL1pk/TO1xCo3m__I/AAAAAAAAACU/ZeY5run6g5M/S220/Photo1817.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1565371909800370748.post-7717673212929915066</id><published>2011-01-15T15:20:00.000-08:00</published><updated>2011-01-15T15:20:48.625-08:00</updated><title type='text'>tatilde...</title><content type='html'>işte bir tatil daha... evdeysen kendi yatağında yatıyorsan, istediğin bütün kanalları özgürce değiştirip izleyebiliyorsan, istediğin gibi dağıtıp (tabi annenin sözlerini umursamadan :) ), kulaklık takmadan müzik dinleyebiliyorsan evet gerçekten sen bir tatildesin ve evdesin demektir. evle bütünleşme süreci sanırım iki gün daha sonra msn de geçen saatler başlıyor bende 3 gün önce geldim sanırım internette dilediğimce takılabilirim. bugün goolge da ne arattım ben bile inanamıyorum 'tığ işi bere modelleri' üstelik görsellerde sonuçta resimden bakarak model çıkartırdım(tabi ki böyle birşey yapamıyorum.). bugün kendime şaşırmakla geçti sondan başladım sanırım günü anlatmaya. ilk olarak sabahın 7 buçuğunda kalktım kahvaltı filan geçiyorum o kısmı. günün ortasında kendimi halamlarda şu şekilde buldum: dar paça kot ,kazak, deri ceket... belki şık bile sayılabilirim Ama resmi tasvir edeyim bu şekilde annem ve minimum akraba ile gözleme yapıyordum. hafif makyaj da vardı saçlar filan da yapılmış. ateşin kenarında gözlemeleri sacın üzerinde çevirken ruhum dışarı çıktı ve içinde bulunduğum anı gördüm güzel ama tezatlıklar vardı. Fadime Paris'te filan... gözlemeleri afiyetle yedik tabi ki.. öğrenci demek genelde karnı tok gözü aç insanlar olarak görülür yetişkinler tarafından aynen de öyle öğrenciilikte artık tecrübeliyim evde ne kadar közde pişebilecek şey varsa bahçeye taşıdım. patates ve mantar(dağdan toplanmış :) ) tabi onarı da bir güzel yedim. ama hala aç bir insan olarak tekrar mutfağa girdim ve kestane... Ya olur mu olmaz mı derken kestaneler ve bıçakla tekrar olay mahalindeydim onlarıda pişirip yedim... Bunlar tam olarak 4 ya da 5 saatimi aldı bu kadar uzun yeme sürecinden sonra eve döndük yaklaşık akşam 8 civarı.Bilgisayar açık tabi ki saat 22 zihnimde şu düşünce ne yesem ? beni tanıyanlar yediklerimin nereye gittiğini hep merak ediyorlar yemek yememle zayıflığımın arasında ters orantı var sanırım.. sonuçta yarım ekmekle çikolata arasında doğru orantı vardır.. yarım ekmeğe yarım kavanoz çikolata hop hepsi midede.. sevgili çikolatalı ekmek ve sayın kaloriler artık bana uğrayın yaa sadece amacım 5 kilo almak çoğunda gözüm yok lütfen ama. zayıf insanlarla rüzgarlı havalarda uçarsın ayağına taş bağla ve dal çöp gibi benzetmeler bit artık bittttt............. son olarak bu tatilden istediğim kilo bir ara bana uğrar mısın? Aramızda 21 yıllık bir mesele var da şunu artık çözüme kavuşturalım.. merhaba tatil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1565371909800370748-7717673212929915066?l=morbalik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1565371909800370748/posts/default/7717673212929915066'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1565371909800370748/posts/default/7717673212929915066'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://morbalik.blogspot.com/2011/01/tatilde.html' title='tatilde...'/><author><name>uçan balon</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04119519473294921548</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RzfjRCEL1pk/TO1xCo3m__I/AAAAAAAAACU/ZeY5run6g5M/S220/Photo1817.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1565371909800370748.post-4105249755957740107</id><published>2011-01-09T07:37:00.000-08:00</published><updated>2011-01-09T07:37:51.173-08:00</updated><title type='text'>kabul etmesi zor !!!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_RzfjRCEL1pk/TSnWEaA-vhI/AAAAAAAAAEI/i-33AY8UyJM/s1600/freud.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="233" src="http://4.bp.blogspot.com/_RzfjRCEL1pk/TSnWEaA-vhI/AAAAAAAAAEI/i-33AY8UyJM/s320/freud.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;freud belki gerçeten biz insanları yönlendiren güdülerimiz var. Basit bir ifade ile (herkesin bildiği gibi) cinsellik ve saldırganlık. evet cinsellik dedim ama anladığımız anlamda değil iki karşı cinsle birleşmek arzularına kurban olmak değil ne biliyor musunuz yaşama güdüsü. Evet aynen bu yaşama güdüsü Freud'un dediği bu. Bu güdünün içinde cinsellik var haklısınız ama yaşama güdüsünün altında anlatabiliyor muyum? sizin doğal güdünüz yani dürtünüz döl bırakma isteğiniz geri planda kalan bir şey ha ama ben hayvanım sadece döl saçarım diyorsan&amp;nbsp; senin bileceğin iş şekerim. o çılgınca dürtülerin için kadınları suçlayamazsın beynin yarım metre aşağı da çalışıyor diye bunun sorumlusu ben olamam. saldırganlığa gelince şekerim sen onu da çok iyi bilirsin doğan da var dicem ama insan doğası değil. İnsanın doğasında ölümden kaçma vardır bunu çeşitli yollarla yapabilir ama senin ki tamamen şiddet be canım. senin nasıl bir canlı olduğunu karar vermiş durumda değilim sınırlarımı zorluyorsun. Bize hocalarımız hep der ki koşulsuz kabul mesleğinizin etiklerinden kabul etmiyorum ben seni nasıl kabul edeyim ?!!! Senin sapkın düşüncelerini değiştirmek isterim ama olmaz ki yapamam bunu... senin için en iyisi başka bir danışmana sevk etmem olur galiba.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1565371909800370748-4105249755957740107?l=morbalik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1565371909800370748/posts/default/4105249755957740107'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1565371909800370748/posts/default/4105249755957740107'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://morbalik.blogspot.com/2011/01/kabul-etmesi-zor.html' title='kabul etmesi zor !!!'/><author><name>uçan balon</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04119519473294921548</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RzfjRCEL1pk/TO1xCo3m__I/AAAAAAAAACU/ZeY5run6g5M/S220/Photo1817.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_RzfjRCEL1pk/TSnWEaA-vhI/AAAAAAAAAEI/i-33AY8UyJM/s72-c/freud.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1565371909800370748.post-8519863306742672671</id><published>2010-12-27T07:47:00.000-08:00</published><updated>2010-12-27T07:59:41.776-08:00</updated><title type='text'>garip bir gün</title><content type='html'>evet uzun bir aradan sonra tekrar yazıyorum. sınavlar ödevler derken ne kendime ne de başkalarına zaman ayıramadım. vücudum çok yorgun sadece vücudum mu hayır ruhum ve zihnimde.ha birde yılların yorgunluğu var yaşıma bir tanesini daha kattım bugün. teşekkür etmem gereken insanlar var canlarım Mervem ve Sedam ilk siz kutladınız bunu zaten biliyorsunuz. sizi çok seviyorum. bu yıl doğum günüm bir garip yeni yaşımın ilk dakikalarına elimde yün ve şiş karşımda televizyonla girdim. televizyonda fasion one izliyorduk o da bir ayrı garip tabi. sabah kalktım doğum günüm yaa giyindim üzerine üslendim altı üstü derse gidiyordum. neyse sonuçta gittim derse iki kişi kutladı sadece. sanırım arkadaşlık konusunda tekrar düşünmem gerekiyor. sonuç olarak sevgilim bile doğum günümü kutlamadı neyse sabır taşım daha çatlamadı.sabır eyy gönül..... saygılar doğum gününde yurtta takılan kız&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1565371909800370748-8519863306742672671?l=morbalik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1565371909800370748/posts/default/8519863306742672671'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1565371909800370748/posts/default/8519863306742672671'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://morbalik.blogspot.com/2010/12/garip-bir-gun.html' title='garip bir gün'/><author><name>uçan balon</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04119519473294921548</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RzfjRCEL1pk/TO1xCo3m__I/AAAAAAAAACU/ZeY5run6g5M/S220/Photo1817.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1565371909800370748.post-8545861785835109492</id><published>2010-12-04T07:24:00.000-08:00</published><updated>2010-12-04T07:24:44.073-08:00</updated><title type='text'>ne demeli ?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://img215.imageshack.us/img215/4185/26448827.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://img215.imageshack.us/img215/4185/26448827.jpg" width="153" /&gt;&lt;/a&gt;kendilerini zeki zanneden ama bir o kadar aptal olan sevgili arkadaşlarım. artık arkadaşım demek bile geçmiyor içimden üniversite okumak ve güzel giyinip ortalıkta salınmaktan başka bir yapabiliryor musunuz onu söyleyin bana!! kitap okumayı bile yeni yeni alışkanlık ediniyor olmanız ne kadar acıklı daha da acıklı olan şu ki bu insanlar öğretmen olacak yazık gerçekten yazık. Genel kültürden bu kadar uzak nasıl yaşayabiliryorsunuz? dün gece için özür dilerim ''canlı para'' daki aptal öğretmenlere laf söylerken sizlerde alındınız biliyorum onları korumanızdan belliydi ama bu kadar kültürsüz olacağınızı önceden bildiğim halde tekrar şaşırmama neden&amp;nbsp; oldunuz. ne demeliyim nasıl davranmalıyım bilmiyorum artık. Son şu aslından üniversite dediğimiz yüksek öğrenim yuvasına(?!) not ortalaması ve öss puanıyla girilmesin sosyal aktivitelere de bakılsın belki de bu çözüm olabilir. insanlar neden bilgiye kendini kapatır ki ya isyanım bunları bu şekilde yetiştirenlere mi bu şekilde yaşayanlara mı? şöyle bir cümle kuran insanla aynı ortamda yaşıyorum 'tükçecilerle ne alakası vardık ?' aynen bu. 2 yıldır okumaya devam ettikleri kitapta 210. sayfada olduğunu konuşmaları ne kadar komik geliyor kulağa üstelik bundan gurur duyan bir ses tonuyla. bu odadan kendimi artık kurtarmalıyım. üniversite çabuk bit. ya eve çıkma vakti geldi de geçiyor. sosyal bir ev arkadaşı aranıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;van gogh'u bilmek için güzel sanatlarda okumak gerekmiyor....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1565371909800370748-8545861785835109492?l=morbalik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1565371909800370748/posts/default/8545861785835109492'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1565371909800370748/posts/default/8545861785835109492'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://morbalik.blogspot.com/2010/12/ne-demeli.html' title='ne demeli ?'/><author><name>uçan balon</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04119519473294921548</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RzfjRCEL1pk/TO1xCo3m__I/AAAAAAAAACU/ZeY5run6g5M/S220/Photo1817.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1565371909800370748.post-1363014001715704860</id><published>2010-12-03T14:45:00.000-08:00</published><updated>2010-12-03T14:45:46.939-08:00</updated><title type='text'>pufff</title><content type='html'>yakın bir zaman de kişilik kuramları hakkında ağzımı açıp tek kelime söylemicem. freud, adler, jung, sullıvan, fromm ve horney tamam haklısınız kişiliği insanları açıklamak gerekli ama bu da yapılmaz ki tek tek gelin üzerime thanatos zirve yaptı bende. katarsis yaşamak üzereyim durum vahim yani. Allah tan sınavım iyi geçti. artık son sınav öz güven geliştirme umarım öz güvenim zedelenmez. sevgiler neslihan :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1565371909800370748-1363014001715704860?l=morbalik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1565371909800370748/posts/default/1363014001715704860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1565371909800370748/posts/default/1363014001715704860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://morbalik.blogspot.com/2010/12/pufff.html' title='pufff'/><author><name>uçan balon</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04119519473294921548</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RzfjRCEL1pk/TO1xCo3m__I/AAAAAAAAACU/ZeY5run6g5M/S220/Photo1817.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1565371909800370748.post-1846034001345041471</id><published>2010-12-02T08:11:00.000-08:00</published><updated>2010-12-02T08:11:53.137-08:00</updated><title type='text'>vize sendromu</title><content type='html'>yine bir vize dönemi... aynı zamanda bıkkınlıkların en üst safhaya çıktığı hastalıklı bir dönem. yurtta yaşayan biri olarak yurttaki herkesin bir arada yaşayabiliği ama gene de tek başınalığıyla normalden uzun zaman geçirdiği bir dönem. vize dönemlerinde en çok gördüğüm ve yaşadığım sıkıştırılmış zamandaki keramet inanarak son gün hatta son saatlerde ders çalışıyorum. açıkça söylemek gerekirse bölümümün en az çalışan öğrenciyim diyebilirim. birde derslerimiz yok mu hepsi insanla ve içinde bulunduğumuz eğitim sistemiyle ilgili olduğu halde nasıl bu kadar çekilmez olmayı başarabiliyorlar bilmiyorum. bir öğretmen???!!! psikolojik danışman adayı olarak bu çarkın içinde olacağımı bilmek acı verici. ha bide vize dönemleri neden hava bu kadar güzel olmak zorunda ders çalışmayalım diye galiba.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1565371909800370748-1846034001345041471?l=morbalik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1565371909800370748/posts/default/1846034001345041471'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1565371909800370748/posts/default/1846034001345041471'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://morbalik.blogspot.com/2010/12/vize-sendromu.html' title='vize sendromu'/><author><name>uçan balon</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04119519473294921548</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RzfjRCEL1pk/TO1xCo3m__I/AAAAAAAAACU/ZeY5run6g5M/S220/Photo1817.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1565371909800370748.post-6007286972291763971</id><published>2010-11-23T05:56:00.000-08:00</published><updated>2010-11-23T05:56:33.000-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>ne kadar da zormuş kızgın olduğun halde birşey yokmuş gibi davranmak... insan olmak doğamızda olduğu halde robot gibi duygusuz davranmak zor gerçekten çok zor... insanın en yakınım dediği dostlarının arkasından vurması ne kadar acı vericiyse sizin yani benim de hiç birşey olmamış gibi davranmam daha doğrusu davranmak zorunda olmam da bir o kadar acı... bu kızgınlığım en yakın kabul ettiğim arkadaşlarıma... annem hep çok muhabbet tez ayrılır getirir derdi ayrılık belki tez gelmedi belki de benim tepkisiz (aslında bir o kadar da tepkili) tavrım ayrılık getirmeyecekte olsa arada soğuk rüzgarların esmemesi imkansız...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1565371909800370748-6007286972291763971?l=morbalik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1565371909800370748/posts/default/6007286972291763971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1565371909800370748/posts/default/6007286972291763971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://morbalik.blogspot.com/2010/11/ne-kadar-da-zormus-kzgn-oldugun-halde.html' title=''/><author><name>uçan balon</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04119519473294921548</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RzfjRCEL1pk/TO1xCo3m__I/AAAAAAAAACU/ZeY5run6g5M/S220/Photo1817.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1565371909800370748.post-4802826779392246199</id><published>2010-11-19T14:33:00.000-08:00</published><updated>2010-11-19T14:33:05.041-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>bugün bir kez daha anladım hayalperest bir toplumun üyesi olduğumu... Neden hayalperest bir toplum dedim şimdi??!! toplum olarak sorunlarımız var kişilik algılarımızla ilgili. kendimizi gördüğümüzle aslında olduğumuz kişilikler arasında uçurum var. Türkler cesur olurlar!! Bir Türk dünya ya bedeldir!. neredeyse unutuyordum Türkler asla yalan söylemezler!! bunun yalan olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Keşke diyorum üzülerek kendimizi gördüğümüz gibi olsak;asla yalan söylemesek mesela . Artık bazı şeyleri değiştirmemiz gerektiğini düşünüyorum ya hayallerimizi gerçekleştirelim artık ya da gerçeğin penceresinden kendimizi görelim....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1565371909800370748-4802826779392246199?l=morbalik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1565371909800370748/posts/default/4802826779392246199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1565371909800370748/posts/default/4802826779392246199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://morbalik.blogspot.com/2010/11/bugun-bir-kez-daha-anladm-hayalperest.html' title=''/><author><name>uçan balon</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04119519473294921548</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RzfjRCEL1pk/TO1xCo3m__I/AAAAAAAAACU/ZeY5run6g5M/S220/Photo1817.jpg'/></author></entry></feed>
